Seyahat Blogu

Adana'da Gezilecek Yerler: Taşköprü, Kebap ve Anavarza Rehberi

Adana'yı Roma Taşköprüsü, Sabancı Merkez Camii, Adana kebabı, Varda Köprüsü ve Anavarza ile sıcağı hesaba katarak planlayan rehber.

Adana21 dk okuma
Adana'yı Roma Taşköprüsü, Sabancı Merkez Camii, Adana kebabı, Varda Köprüsü ve Anavarza ile sıcağı hesaba katarak planlayan rehber.

Haritada gezilecek yerler

20 nokta

Numaralar yazıdaki sıralamayla eşleşir. Pin’e dokunup yol tarifi alabilirsiniz.

--- title: "Adana gezi rehberi: Taşköprü, Sabancı Camii, Anavarza, Varda ve kebabın kendisi" description: "Adana için dürüst bir rehber: Seyhan kıyısı ve eski çarşı, müzeler, Varda Köprüsü ve Anavarza gibi tam günlük çıkışlar, Adana kebabının coğrafi işareti, sıcakla nasıl başa çıkılır, kaç gün yeter." city: "Adana" lang: "tr" ---

Adana: sıcak, düz ve çalışan bir şehir

Adana'yı Türkiye'nin çoğu insanı bir tabakla tanıyor. Bu haksız değil, ama eksik. Şehir Çukurova'nın ortasında, denize yakın ama denize bakmayan bir ovada kurulu. Ortasından Seyhan geçiyor ve o nehrin üstünde Roma döneminden kalma bir taş köprü hâlâ ayakta duruyor. Köprünün birkaç yüz metre kuzeyinde, 1990'larda bitmiş, altı minareli, ülkenin en büyük camilerinden biri var. Aynı kare içinde iki bin yıl var, ve arada da pamuk fabrikalarından dönüşmüş binalar, çarşı sokakları, ocak dumanı.

Kime uygun? Süslenmemiş şehir sevenlere. Adana bir tatil kasabası değil, çalışan bir il merkezi; ova sıcağında pamuk ve narenciye üstüne kurulmuş, kendi hâlinde bir yer. Yemeği ciddiye alanlar burada en çok verimi alıyor, çünkü Adana'da yeme içme turistik bir aktivite değil, günün iskeleti. Antik dönem meraklıları için de ilin kuzeyi ve doğusu, Türkiye'nin en az kalabalık Roma ve ortaçağ kalıntılarını barındırıyor. Araç kullanabilenler ise ilin tamamını açabiliyor.

En sık yapılan iki hata var. Birincisi temmuzda gelip öğlen on iki ile beş arasında gezmeye çalışmak. Çukurova sıcağı şaka değil, yazın 40 derecenin üstü düzenli olarak görülüyor ve nem de var. O saatlerde açık alanda kale gezmek keyif değil, dayanıklılık sınavı. İkincisi Adana'yı sadece bir yemek molası sanmak. Merkezde yiyip gitmek, Anavarza'yı, Varda Köprüsü'nü ve Kozan tarafını görmeden dönmek demek, ve ilin asıl farkı orada.

Hızlı cevap

Adana, merkezdeki nehir kıyısı ve eski çarşıyı bir güne, kuzey ve doğudaki kaleleri ise ayrı tam günlere yayarak, ilkbahar veya sonbaharda gezildiğinde anlam kazanan bir il.

  • En iyi zaman: mart sonundan mayıs ortasına, ve ekimden kasım sonuna. Temmuz ve ağustos ortası açık alan gezisi için ağır.
  • Merkez: Taşköprü, Sabancı Merkez Camii, Ulu Camii, Kapalı Çarşı ve müzeler yürüme mesafesinde toplanıyor.
  • Tam günlük çıkışlar: Varda Köprüsü ve Karaisalı bir gün, Anavarza ile Kozan başka bir gün. Araç işi çok kolaylaştırıyor.
  • Yemek: Adana kebabı coğrafi işaretli ve kuralları yazılı. Yanında şalgam, sonrasında bici bici.

1. Taşköprü

Şehrin simgesi ve başlangıç noktası burası. Taşköprü Seyhan'ın üstünden geçiyor ve kökeni Roma dönemine dayanıyor; yapımı Hadrianus dönemine, kapsamlı onarımı ise Iustinianos dönemine bağlanıyor. Uzunluğu 310 metre civarında. Başlangıçta 21 kemeri varmış, bugün 14'ü görünür durumda; kalanlar nehir düzenlemeleri sırasında gömülmüş.

Buranın değeri yaşından çok sürekliliğinde. Yaklaşık on sekiz yüzyıldır aynı işi gören, dünyada hâlâ kullanımda olan en eski köprülerden biri üstünde yürüyorsunuz. 2007'de tamamlanan restorasyondan sonra araç trafiğine kapatıldı, bugün yayalar geçiyor.

Köprüyü üstünden yürümek bir şey, kıyıdan bakmak başka şey. Kemerlerin sırasını ve açıklığını görmek için batı yakasına inip nehir kenarından bakın. Sabah erken ve gün batımına yakın saatler hem ışık hem sıcaklık açısından farkla daha iyi. Yaz ortasında öğlen taş ısınıyor ve köprünün üstünde gölge yok. 20-30 dakika ayırın, sonra kuzeye doğru yürüyün.

2. Sabancı Merkez Camii

Taşköprü'den kuzeye baktığınızda gördüğünüz şey bu. Sabancı Merkez Camii 1988'de temeli atılıp 1998'de açıldı ve Türkiye'nin en büyük camilerinden biri. Altı minaresi var, her biri 99 metre; ana kubbesinin çapı 32 metre. Kapasitesi 28 bin kişinin üstünde veriliyor, iç mekân için 20 bin civarında. Mimarı Necip Dinç, üslubu klasik Osmanlı geleneğine bağlı.

Yakın tarihli bir yapıya bu kadar yer ayırmanın sebebi ölçek. Fotoğrafta anlaşılmıyor, içeri girince anlaşılıyor: kubbenin altındaki boşluk insanı küçültüyor, ve o etki tam olarak amaçlanmış. Klasik Osmanlı camilerinin dilini kullanıyor ama onların ölçüsünü aşıyor. Bunu sevip sevmemek ayrı konu, ama görmeden fikir kurmak zor.

Nehir kıyısındaki konumu da işin bir parçası. Merkez Park'ın güneyinde, suyun hemen yanında duruyor; şehrin en iyi siluetini burası veriyor. İbadet vakitlerine denk gelmemeye çalışın, giriş için uygun kıyafet gerekiyor, kadınlar için başörtüsü genelde girişte bulunuyor. Güncel ziyaret saatlerini resmî kaynaktan teyit edin.

3. Merkez Park

Caminin kuzeyinden başlayıp nehir boyunca uzanan geniş bir şehir parkı. İçinde havuzlar, yapay bir akarsu, çimenlik alanlar ve bir amfitiyatro var. Reşatbey ve Cemalpaşa mahallelerinin kıyısını kaplıyor, ve Adanalılar için burası ciddi anlamda günlük hayatın parçası.

Buranın hikâyesi sıcakla ilgili. Yazın gündüz burası boş, çünkü gölge sınırlı ve ova güneşi acımasız. Ama akşam saat sekizden sonra park doluyor: yürüyenler, oturanlar, çay içenler, koşanlar. Şehrin kendi ritmini görmek istiyorsanız bunu gündüz müzede değil, burada akşam yakalıyorsunuz.

Gezgin için işlevi de aynı. Gündüz kaleler ve müzeler, akşam serinlikte nehir kıyısı yürüyüşü. Sabancı Merkez Camii'nden başlayıp kuzeye doğru yürümek, aydınlatılmış camiyi ve suyun üstündeki yansımasını arkanızda bırakıyor. Bir saat ayırmak yeterli, ama acele etmenize gerek yok. Girişi serbest bir kamusal alan, planlamaya konu değil.

4. Ulu Camii

Şimdi köprüden güneye, eski şehre iniyoruz. Ulu Camii 1509'da Ramazanoğlu Halil Bey tarafından başlatıldı ve 1541'de oğlu Piri Mehmet Paşa döneminde tamamlandı. Sabancı Merkez Camii 1998'de açılana kadar Adana'nın en büyük camisiydi. Duvarlarındaki siyah beyaz mermer şeritler ilk bakışta dikkat çekiyor, ve bu tesadüf değil: yapı Selçuklu ve Memlük üslup öğelerini bir arada taşıyor.

Cami tek başına değil, bir külliyenin parçası. Ramazanoğlu külliyesinde medrese, türbe, imaret, darülhadis, darüşşifa ve sıbyan mektebi vardı. Bunların bir kısmı bugün de ayakta ve gezilebiliyor. Türbede Ramazanoğlu beyleri yatıyor, çini işçiliği görmeye değer.

Yapı 1998 depreminde hasar gördü, 1998-2004 arasında restore edildi. Bugünkü hâli derli toplu. Ulu Camii'yi Sabancı Merkez Camii'nden sonra görmek daha öğretici oluyor, çünkü karşılaştırma kendiliğinden kuruluyor: biri ova ölçeğinde, diğeri insan ölçeğinde. Burada 30-40 dakika yeter, sonra hemen batıya, çarşıya geçin.

5. Kapalı Çarşı ve eski çarşı mahallesi

Ulu Camii'nin hemen batısında, arasta ve kapalı çarşı yapıları başlıyor. Burası Adana'nın eski ticaret çekirdeği ve bugün de çalışıyor. Turistik bir çarşı değil; hediyelik eşya arayanlar hayal kırıklığına uğrar. Burada bakırcılar, kalaycılar, semerciler, ip ve halat satanlar, baharatçılar var, ve müşterilerinin çoğu Adanalı.

Bu sokakların en iyi tarafı sesi. Bakır dövülüyor, tencere kalaylanıyor, ve o gürültü yüzyıllardır aynı yerden geliyor. Kazancılar diye anılan bölüm bu dokunun içinde; ayrı bir kapıdan girilen bir yer değil, çarşının bir kolu. Sabah saatleri en canlı zaman, öğleden sonra bazı dükkânlar kapanıyor, pazar günü büyük ölçüde sessiz.

Yürürken yönünüzü kaybetmek normal ve sorun değil, alan küçük. Fiyat soracaksanız pazarlık burada gerçek, ama saygılı olun; bunlar zanaatkâr dükkânları, turist tuzağı değil. Bir saat ayırın. Sonra kuzeye çıktığınızda saat kulesi zaten karşınıza geliyor.

6. Büyük Saat Kulesi

Çarşının içinden yükselen taş kule. Adana'nın en bilinen ikinci simgesi ve eski şehrin buluşma noktası. Kulenin çevresindeki meydan, çarşıya giren ve çıkanların doğal olarak durduğu yer, ve bu yüzden burası Adana'yı seyretmek için iyi bir nokta.

Kule ile ilgili anlatılan tarih ve yükseklik rakamları kaynaktan kaynağa değişiyor; kesin yapım yılı ve ölçüler için resmî kaynaktan teyit edin. Emin olduğumuz şey konumu ve işlevi: 19. yüzyıl sonu Adana'sının modernleşme işaretlerinden biri olarak dikilmiş ve çarşı hayatının merkezinde kalmış.

Ziyaret açısından burası bir durak değil, bir eksen. Beş dakikada bakıp geçebilirsiniz, ama önerimiz şu: kulenin dibinde bir çay için oturun ve yarım saat izleyin. Çarşıdan çıkan bakırcıyı, elinde poşetle geçen kadını, hamallı el arabasını görürsünüz. Adana'nın kendini turiste anlatmaya çalışmadığı yer burası, ve tam da bu yüzden değerli.

7. Hamam Müzesi

Çarşının biraz güneyinde, tarihi bir hamam yapısının içinde kurulmuş küçük bir müze. Konusu hamamın kendisi: yıkanma kültürü, kullanılan eşyalar, sıcaklık ve soğukluk bölümlerinin işleyişi, ve bunların şehir hayatındaki yeri. Sergileme büyük ölçüde canlandırma ve nesne üstünden ilerliyor.

Küçük müzelere karşı önyargılı olmayın ama beklentiyi de doğru kurun. Burası yarım günlük bir yer değil, 20-30 dakikalık bir yer. Değeri iki şeyde: yapının kendisi, yani kubbeli taş mekânın içinde durmak, ve hamamın sadece temizlik değil sosyal bir kurum olduğunu anlatan kısım.

Sıcak günlerde ek bir faydası var: taş yapı içeride belirgin şekilde serin. Öğlen saatlerinde çarşıyı gezerken buraya girmek hem müze hem mola oluyor. Açılış saatleri ve giriş koşulları için resmî kaynaktan teyit edin, küçük müzelerde bunlar değişebiliyor. Çarşı gezinizin doğal bir parçası olarak planlayın, ayrı bir sefer düzenlemeye değmez.

8. Atatürk Evi Müzesi

Seyhan'da, nehre yakın bir konumda, iki katlı bir konak. Atatürk'ün Adana ziyaretlerinde kaldığı ev olarak korunuyor ve bugün müze. İçeride dönemin eşyaları, fotoğraflar ve belgeler var; ev kendi orijinal düzeninde sunuluyor.

Bu tür evler Türkiye'de çok, ve çoğu birbirine benziyor. Buranın farkı binanın kendisi. 20. yüzyıl başı Adana konak mimarisini içeriden görüyorsunuz: yüksek tavanlar, ahşap işçilik, sıcakla başa çıkmak için tasarlanmış oda düzeni ve pencere yerleşimi. Çukurova'da varlıklı bir ailenin evinin nasıl kurulduğunu anlamak için iyi bir örnek.

Gezmesi 20-30 dakika sürüyor ve tek başına yolu hak eder mi, tartışılır. Asıl sebep şu: bitişiğinde Sinema Müzesi var, ve ikisi tek durak olarak planlanıyor. Bahçesi gölgeli, ve yaz öğleninde bu küçümsenecek bir avantaj değil. Taşköprü ile çarşı arasında kalıyor, yani zaten yolunuzun üstünde. Ziyaret saatlerini resmî kaynaktan teyit edin.

9. Adana Sinema Müzesi

Atatürk Evi'nin hemen yanında, ve Adana rehberlerinin en çok atladığı yer. Konusu şehrin sinemayla ilişkisi, ve bu ilişki sanıldığından derin. Adana Türk sinemasına yönetmen ve oyuncu veren bir şehir; Yılmaz Güney'in çıktığı yer burası. Uluslararası Altın Koza Film Festivali de onlarca yıldır bu şehirde yapılıyor.

Müzede eski projeksiyon makineleri, afişler, film ekipmanları ve şehrin sinema salonlarının tarihi var. Sergileme mütevazı, ama anlattığı şey gerçek: Çukurova'nın toplumsal hikâyesi, yani toprak, ırgatlık ve göç, Türk sinemasının en bilinen filmlerinin hammaddesi oldu. Müze bunu doğrudan söylüyor.

Türk sineması hakkında hiçbir şey bilmiyorsanız burası size az şey verir, bu konuda dürüst olalım. Ama filmlerle ilginiz varsa, bu şehirde gezdiğiniz sokakların perdede nasıl göründüğünü anlamak geziyi değiştiriyor. 30 dakika ayırın ve Atatürk Evi ile birleştirin. Güncel açılış saatlerini resmî kaynaktan teyit edin.

10. Adana Müzesi

Şehrin arkeoloji müzesi ve merkezdeki gezinin son durağı. Müze eski bir fabrika binasına taşındı, ve bu tercih iyi sonuç verdi: yüksek tavanlı, geniş, ışık alan bir endüstri yapısında geziyorsunuz, dar bir müze koridorunda değil. Binanın kendisi de Adana'nın pamuk ve dokuma geçmişini anlatıyor.

İçerik Çukurova'nın tamamını kapsıyor. Bölgenin arkeolojisi Neolitik'ten başlıyor ve Hitit, Geç Hitit, Roma, Bizans katmanları üst üste geliyor. Anavarza ve Misis gibi yerlerden gelen buluntular burada. Bu önemli, çünkü sahada gördüğünüz kalıntıların taşınabilir kısmı çoğu zaman müzeye kaldırılmış oluyor.

Rota açısından tavsiyemiz net: kuzey ve doğudaki kalelere çıkmadan önce buraya gelin. Anavarza'ya bağlamı olmadan gidip taş yığını görmekle, mozaiğini ve heykelini müzede görüp sonra sahaya çıkmak arasında büyük fark var. 1,5-2 saat ayırın. Giriş ve saatler için resmî kaynaktan teyit edin.

11. Seyhan Barajı ve Gölü

Şehrin hemen kuzeyinde, merkeze çok yakın. Seyhan Barajı 1956'da işletmeye açıldı ve üç iş görüyor: elektrik üretimi, sulama ve taşkın kontrolü. Yaklaşık 174 bin hektar tarım arazisi bu barajdan sulanıyor, ve Adana'yı Seyhan'ın taşkınlarından koruyan da bu yapı. Göl yüzeyi 67 kilometrekare civarında.

Turistik bir yer değil ve öyle sunulmamalı. Ama iki sebeple listede. Birincisi, Çukurova'yı anlamak için burayı anlamak gerekiyor: bu ova kendiliğinden bu kadar verimli değildi, sulama ve taşkın kontrolü olmadan bugünkü pamuk ve narenciye üretimi mümkün değil. Şehrin varlık sebebine bakıyorsunuz.

İkincisi pratik: göl kıyısı akşamları serinliyor ve şehirden farkedilir derecede rahat. Adanalılar akşam üstü buraya çıkıyor. Kıyı boyunca yürüyüş ve oturma alanları var. Merkezden yarım saatlik bir çıkış, ve yaz akşamları için gerçek bir kaçış. Yanına Merkez Park'ı da koyarsanız, akşam programınız tamam.

12. Varda Köprüsü

Karaisalı'ya, şehrin kuzeybatısına gidiyoruz ve ilin en gösterişli yapısına geliyoruz. Varda Köprüsü, Hacıkırı köyünde, Alman mühendisliğiyle 1907-1912 arasında yapılmış bir demiryolu viyadüğü. Uzunluğu 172 metre, yüksekliği yaklaşık 99 metre. Bağdat demiryolu hattının parçası olarak inşa edildi ve hâlâ kullanımda.

Rakamlar burada işi anlatmıyor. Vadinin dibinden bakınca ne kadar ince ve ne kadar yüksek olduğu anlaşılıyor, ve bunun 1912'de yapılmış olması ayrı bir şey. Yapımı beş yıl sürdü ve bu süreçte 21 işçi ile bir Alman mühendis hayatını kaybetti. Köprü halk arasında Koca Köprü, Hacıkırı Köprüsü ya da Alman Köprüsü diye de anılıyor.

Köprü 2012'de Skyfall filminin açılış kovalamaca sahnesinde kullanıldı, ve tanınmasının büyük kısmı buradan geliyor. Merkezden yaklaşık bir saatlik sürüş. Aktif demiryolu hattı olduğunu unutmayın, güvenlik uyarılarına uyun. Karaisalı tarafı ovadan yüksek ve serin, bu yüzden yaz günü için ilin en makul rotası burası.

13. Misis Mozaik Müzesi

Şehrin doğusunda, Ceyhan nehrinin kıyısında, Misis antik kentinin içinde. Antik adıyla Mopsuestia, bugünkü adıyla Yakapınar. Müze 1959'da kuruldu ve merkezinde tek bir eser var: 4. yüzyıla tarihlenen bir taban mozaiği.

Mozaik Nuh'un gemisini anlatıyor. Ortada kümes benzeri bir yapı, çevresinde 23 kuş, dışta ise evcil ve yabani hayvanlar sıralanıyor. Bu kadar erken tarihli, bu ölçekte ve bu konuda bir taban mozaiğinin bulunduğu yerde, üstünde durduğu zeminle birlikte sergilenmesi ender bir durum.

Bir uyarı gerekiyor. Müzenin ziyarete açık olma durumu kaynaklara göre değişiyor; kapalı olduğu ve eserlerin Adana Müzesi'ne aktarıldığı bilgisi de dolaşımda. Yola çıkmadan önce güncel durumu resmî kaynaktan teyit edin, yoksa boşuna 40 kilometre sürebilirsiniz.

Açıksa, Anavarza gününüzün başlangıcı olarak tam doğru konumda: doğuya giden yolun üstünde. Çevredeki antik kent alanında köprü ve kale kalıntıları da var, yarım saat fazladan ayırın.

14. Anavarza Antik Kenti

Kozan'a bağlı, ovanın ortasında, ve muhtemelen Türkiye'nin en az ziyaret edilen büyük Roma kenti. Anavarza, antik adıyla Anazarbus, Roma döneminde Kilikya'nın önemli merkezlerinden biriydi ve bir dönem bölgenin başkenti oldu. Bugün ayakta olanlar arasında bir zafer takı, uzun bir kolonlu cadde, hamamlar, bir tiyatro ve mozaikler var.

Buranın en şaşırtıcı yanı ölçeği. Kolonlu cadde kilometrelerce uzanıyor ve büyük bölümü kazılmamış durumda, tarlaların altında. Zafer takı ovanın ortasında tek başına duruyor. Ve genelde çevrenizde kimse yok. Aynı ölçekte bir yer Ege'de olsa otobüs kuyruğu olurdu; burada koyunlarla paylaşıyorsunuz.

Bunun bedeli var. Düzenlenmiş bir gezi alanı beklemeyin: tabelalar sınırlı, yürüyüş yolları belirsiz, gölge neredeyse yok, ve tesis yok. Su ve şapka olmadan gelmeyin, ayakkabınız sağlam olsun. Merkezden yaklaşık 1,5 saatlik sürüş. Sabah erken gelin, öğlene kalmayın.

15. Anavarza Kalesi

Antik kentin hemen arkasında yükselen kaya sırtının üstünde, ve aslında ayrı bir yer sayılır. Kale, sırtın tepesi boyunca uzun bir şerit hâlinde uzanıyor. Roma, Bizans, Ermeni ve Memlük dönemlerinin hepsi burada iz bırakmış; bugün gördüğünüz duvarların büyük kısmı ortaçağdan.

Yukarı çıkmak isteyeceksiniz ve haklısınız, çünkü asıl manzara orada. Sırtın üstünden bakınca antik kentin planı açılıyor: kolonlu caddenin nereye gittiği, kentin ovaya nasıl yayıldığı, ve neden tam burada kurulduğu aşağıdan anlaşılmıyor, yukarıdan anlaşılıyor.

Ama dürüst olalım: çıkış dik, kayalık ve gölgesiz. Yaz ortasında öğlen bunu denemeyin, bu bir tavsiye değil uyarı. Sabahın erken saatinde bile terletiyor. Zaman olarak antik kent ve kaleyi birlikte yarım gün sayın. Tırmanışta zorlanıyorsanız aşağıda kalıp zafer takı ve caddeyle yetinmek de makul bir seçim, kent tek başına yolu hak ediyor.

16. Kozan Kalesi

Kuzeye devam ediyoruz. Kozan Kalesi, ilçenin üstündeki uzun bir sırtta duruyor ve gerçekten büyük. 12. yüzyılda Artuklu hükümdarı Fahrettin Karaaslan tarafından yapıldığı kabul ediliyor, sonrasında Kilikya Ermeni Krallığı'nın eline geçti ve Osmanlı döneminde askerî tesis olarak kullanıldı. İç kale 400 metrelik bir surla çevrili; içinde kuyular, sarnıçlar, zindanlar ve mutfak bölümleri var.

Kaleyi ayrı yapan şey uzunluğu. Tek bir yapı değil, sırt boyunca giden bir savunma hattı; kuleleri saymaya kalkarsanız şaşırıyorsunuz. Kilikya Ermeni Krallığı'nın bu dağlık kuşağı nasıl tuttuğunu anlamak için en iyi örneklerden biri, ve Anavarza ile aynı gün görüldüğünde ikisi birbirini açıklıyor: biri ovayı, diğeri geçidi tutuyor.

Kozan, Anavarza'dan yaklaşık yarım saat kuzeyde, merkezden ise 1,5-2 saat. Araca kadar yukarı çıkılan bir bölüm var, ama surların içinde yürüyüş yine de uzun. Restorasyon çalışmaları zaman zaman bazı bölümleri kapatabiliyor; güncel durumu resmî kaynaktan teyit edin.

17. Ayas Kalesi

Şimdi rotayı güneye, kıyıya çeviriyoruz. Yumurtalık'taki Ayas Kalesi denizin hemen kenarında, ve karşısında küçük bir adacığın üstünde ikinci bir kale var. Ayas, ortaçağda Kilikya Ermeni Krallığı'nın Akdeniz'e açılan limanıydı; Marco Polo'nun Asya yolculuğuna buradan başladığı anlatılır.

Bugün gördüğünüz manzara bu geçmişle çelişiyor ve bu çelişki geziye değer katıyor. Bir zamanlar Venedik ve Cenova gemilerinin uğradığı, Doğu ticaretinin Akdeniz kapısı olan liman, bugün sakin bir kıyı kasabası. Kale duvarları suyun içinden çıkıyor, ve dalgalar taşın dibinde. Ada kalesi karşıda duruyor ve kıyıdan net görülüyor.

Merkezden yaklaşık 1,5 saatlik sürüş. Yumurtalık'ı Karataş ile aynı güne koyabilirsiniz ama ikisi arası kıyı yolu doğrudan değil, mesafeyi küçümsemeyin. Kalede düzenleme sınırlı, taşlar kaygan olabiliyor, ve gölge yok. Erken saat ya da geç ikindi. Deniz kenarı olması sıcağı çözmüyor, sadece nem ekliyor.

18. Karataş Plajı

Adana'nın denizi burası. Merkezden yaklaşık bir saat güneyde, ve Adanalıların yaz hafta sonu çıkışı. Kum koyu renkli ve plaj geniş, arkasında da bir kasaba var.

Burada dürüst olmak gerekiyor, çünkü bu rehberin işi beklenti yönetmek. Karataş, Akdeniz'in turkuaz koy fotoğraflarına benzemiyor ve benzemesini beklemek haksızlık. Su berrak değil; Seyhan ve Ceyhan bu kıyıya alüvyon taşıyor, ve ova nehirlerinin ağzındaki deniz böyle olur. Antalya ya da Kaş kıyısı arıyorsanız burası sizi memnun etmez.

Peki neden gelinir? Çünkü burası bir tatil ürünü değil, bir şehrin denizi. Kalabalık yerel, atmosfer samimi, ve yemek iyi. Kıyı boyunca balık lokantaları var ve fiyatlar turistik kıyılara göre makul. Bunu bilerek gelirseniz iyi vakit geçirirsiniz. Yaz sonu deniz sıcaklığı yüksek, yani serinleme beklemeyin. Merkezden yaklaşık bir saatlik sürüş, ve Yumurtalık ile aynı güne konabilir.

19. Akyayan Gölü

Karataş'a bağlı bir lagün gölü ve rotanın en niş durağı. Çukurova deltası Türkiye'nin en önemli sulak alan sistemlerinden biri, ve Akyayan bu sistemin parçası. Kuş gözlemi için geliniyor: göç dönemlerinde ve kışın su kuşları yoğunlaşıyor, flamingo da görülebiliyor.

Bunu net söyleyelim: burası ziyaretçi için düzenlenmiş bir yer değil. Tesis yok, gözlem kulesi beklemeyin, tabela sınırlı, ve gölete giden yollar toprak. Yağmurdan sonra bazı bölümler geçilmez hâle geliyor. Sıradan bir gezgin için buranın vaat ettiği şey az.

Ama kuş meraklısıysanız durum tersine dönüyor. Çukurova deltası kuş listesi bakımından ülkenin en zengin alanlarından biri ve buraya gelen çok az insan var. Dürbün getirin, sabah erken gelin, ve Karataş gününüze ekleyin. En iyi dönem ilkbahar ve sonbahar göçü ile kış ayları; yaz ortası hem sıcak hem sessiz. Erişim ve koruma statüsü için resmî kaynaktan teyit edin.

20. Aladağlar Millî Parkı

İlin en kuzeyi ve ovanın tam zıddı. Aladağlar, Toroslar'ın en yüksek kesimlerinden biri; keskin kireçtaşı zirveler, buzul vadileri ve 3.000 metrenin üstüne çıkan tepeler. Park Adana, Niğde ve Kayseri arasında paylaşılıyor; Adana tarafı ilin kuzey ucunda kalıyor.

Bu bir günübirlik durak değil, bunu baştan söyleyelim. Adana merkezden Aladağlar'ın gerçekten yürünecek kesimlerine ulaşmak uzun bir sürüş, ve dağın içine girmek ayrı bir organizasyon gerektiriyor. Ciddi yürüyüşçüler ve tırmanıcılar burayı Niğde ya da Kayseri tarafından, kamp kurarak yapıyor.

Peki neden Adana rehberinde? Çünkü ilin coğrafyasını anlatan şey bu zıtlık. Deniz seviyesindeki bir pamuk ovasından çıkıp aynı il sınırları içinde 3.000 metrelik dağlara varıyorsunuz. Ve pratik bir sonucu var: Adanalılar yaz sıcağında bu yaylalara kaçıyor, ve bu kaçış şehrin yaz kültürünün parçası. Yaz planınızda bir gün fazlanız varsa, kuzeye yükselmek en akıllıca hamle.

Ne zaman gidilir

Adana'da mevsim seçimi diğer her şeyden önce geliyor, ve bu abartı değil. Şehir Çukurova ovasında, deniz seviyesine yakın, ve yaz sıcaklıkları düzenli olarak 40 dereceyi aşıyor. Buna nem de ekleniyor. Bu koşullarda Anavarza'da gölgesiz bir kaya sırtına tırmanmak ya da öğlen çarşıda dolaşmak, geziyi bitiren türden bir hata.

En iyi dönem ilkbahar: mart sonundan mayıs ortasına kadar. Ova yeşil, sıcaklık gezmeye uygun, ve kaleler tam gün gezilebiliyor. İkinci en iyi dönem sonbahar: ekim ve kasım. Yaz sıcağı kırılıyor, ve narenciye hasadı bölgeye ayrı bir hava katıyor.

Kış Adana'da yumuşak. Kar yok, sıcaklık nadiren donma noktasına iniyor, ve şehir gezilebilir durumda. Bu, Türkiye'nin çoğu yerinin kapandığı bir dönemde Adana'yı gerçek bir seçenek yapıyor. Karşılığında yağmurlu günler var ve toprak yollar zorlaşıyor, bu yüzden Anavarza ve Akyayan gibi yerler risk taşıyor. Aladağlar ise kışın kar altında.

Yaz gelmek zorundaysanız, plan tersine dönüyor. Sabah altı ile on arası ve akşam altıdan sonra dışarıdasınız; arada müze, cami içi, çarşının kapalı bölümleri, ya da otel. Ovadan yüksek olan Karaisalı ve kuzey tarafı, merkeze göre daha yaşanabilir. Bunu kabul ederseniz yaz da yapılabilir, kabul etmezseniz kötü bir tatil olur.

Nasıl gidilir

Havayolu en pratik seçenek. Adana'nın havalimanı şehrin batısında, merkeze çok yakın; İstanbul, Ankara ve İzmir'den düzenli seferler var, ve yurt dışı bağlantıları da bulunuyor. Yakındaki Çukurova Bölgesel Havalimanı da devreye alındı; hangi havalimanına indiğinizi bilet alırken kontrol edin, çünkü merkeze mesafeleri farklı.

Tren gerçek bir alternatif ve az kullanılıyor. Adana demiryolu ağının kavşağında; Mersin ile arasında sık çalışan bölgesel hat var, ve Ankara yönünde de bağlantı bulunuyor. Ayrıca Varda Köprüsü'nün üstünden geçen hat aktif; tren ile Karaisalı tarafına çıkmak, köprüyü kullanan bir seçenek olarak akılda tutulmalı. Güncel tarife için resmî kaynaktan teyit edin.

Otobüs her yerden var ve Adana otogarı büyük bir aktarma noktası. Gaziantep, Mersin, Hatay ve Kayseri yönlerine sık sefer bulunuyor.

Ama asıl mesele şu: il içinde araç. Merkezdeki her şey yürünüyor, sorun yok. Fakat Anavarza, Kozan, Varda, Yumurtalık ve Karataş toplu taşımayla ciddi zaman kaybı demek. Bu yerlerin bir kısmına ilçe merkezine kadar minibüs gidiyor, ama son kilometreler ve saat uyumu sorun oluyor. İki günden fazla kalacaksanız ve ili görmek istiyorsanız, araç kiralayın ya da tam günlük tur ayarlayın. Araçta klima çalıştığından emin olun, bu tavsiye Adana'da şaka değil.

Ne yenir

Adana kebabı ile başlamak gerekiyor, çünkü burada kebap bir yemek değil bir kurum. Adana kebabı coğrafi işaretli bir ürün ve kuralları yazılı: eti kuzu, kuyruk yağı oranı yaklaşık üçte bir, baharat olarak yalnızca kırmızı pul biber ve tuz. Başka baharat yok. Et makineden değil, zırh denen iki elle kullanılan bıçakla kıyılıyor, sonra yoğruluyor, tekrar kıyılıyor, en az dört beş saat dinlendiriliyor ve şişe elle diziliyor. Adana adını kullanma izni de Adana Ticaret Odası üzerinden yürüyor.

Bu kuralları bilmek işinize yarıyor, çünkü Türkiye'nin geri kalanında "Adana" yazan çoğu şeyin bunlarla ilgisi yok. Gerçek olanı ayırt etmek zor değil: et zırhla kıyıldığında dokusu makine kıymasından farklı, ve tadında biber ile tuzdan başka bir şey aramıyorsunuz. Yanında közlenmiş domates ve biber, mevsim salatası, maydanoz nane limon tabağı ve soğan piyazı geliyor.

Şalgam kebabın tamamlayıcısı ve şehirde her yerde. Fermente edilmiş, tuzlu ve ekşi bir içecek; acılı ve acısız oluyor. İlk yudum çoğu insanı şaşırtıyor, ama kuyruk yağının üstüne gelen ekşilik tam olarak işe yarıyor. Denemeden gitmeyin, ama acılıyla başlamayın.

Şırdan sadece cesur olanlar için. Kuzu işkembesinin bir bölümünün pirinç ve baharatla doldurulup pişirilmesi. Sokakta, tezgâhta satılıyor. Adana'nın en yerel yemeği bu ve turistlerin en az denediği.

Bici bici yaz için icat edilmiş: rendelenmiş buz, nişasta, toz şeker ve gül şurubu. Tam olarak sıcak bir günün istediği şey. Çarşı çevresinde ve Taşköprü yakınında tezgâhları var.

Kahvaltı ayrı bir bölüm hak ediyor. Adana'da kahvaltı sokakları var, ve konu kahvaltı tabağı değil: sabahın erken saatinde kebap ve şırdan. Şehir kahvaltıya kebapla başlıyor, ve bu bir turist gösterisi değil, gerçek alışkanlık. Bu iş çarşı çevresinde ve Kazancılar taraflarında yoğunlaşıyor. Erken kalkın, öğlene doğru bitiyor.

Kaç gün

İki tam gün minimumdur ve bu şehri şehir olarak görmek için yeter. Bir gün merkez: Taşköprü, Sabancı Merkez Camii, Ulu Camii, Kapalı Çarşı, saat kulesi ve müzeler. İkinci gün tek bir çıkış: ya Varda ve Karaisalı, ya da Anavarza ve Kozan. İkisi arasında seçim yapmak zorundasınız çünkü ters yönde ve ikisi de tam gün.

Üç gün doğru cevap. Merkez bir gün, Varda ve Karaisalı bir gün, Anavarza ve Kozan bir gün. Bu üçlü ili gerçekten kapsıyor: şehir, mühendislik ve antik dönem. Araçla yapıldığında rahat, turlarla yapıldığında yorucu ama mümkün.

Dört ya da beş gün varsa kıyıyı ekleyin: Yumurtalık ve Karataş bir gün, kuş meraklısıysanız Akyayan ile birlikte. Bu tempo Adana'yı acele ettirmeden gösteriyor, ve yaz gelmişseniz zaten günün yarısını kaybettiğiniz için ekstra günler gerçek bir ihtiyaç.

Tek gününüz varsa dürüst tavsiye şu: ili unutun, şehri gezin. Bir günde Anavarza'ya gidip dönmeye çalışmak, hem Anavarza'yı hem şehri kaybetmek demek.

Sık sorulanlar

**Gerçek Adana kebabını nasıl anlarım?**

Coğrafi işaret kuralları net: kuzu eti, yaklaşık üçte bir oranında kuyruk yağı, ve baharat olarak sadece kırmızı pul biber ile tuz. Başka hiçbir baharat girmiyor. Et makine kıymasıyla değil, zırh denen iki elle kullanılan geniş bıçakla kıyılıyor; bu doku farkı yendiğinde belli oluyor. Karışım yoğruluyor, ikinci kez kıyılıyor, en az dört beş saat soğukta dinlendiriliyor, sonra elle şişe diziliyor. Kimyon, karabiber ya da sarımsak eklenmiş bir şey Adana kebabı değil, başka bir kebaptır.

**Adana'yı yazın gezmek gerçekten bu kadar zor mu?**

Evet. Sıcaklık düzenli olarak 40 derecenin üstüne çıkıyor ve nem var. Merkezdeki müze ve cami gezileri yapılabilir, ama Anavarza Kalesi gibi gölgesiz kaya tırmanışlarını temmuz öğleninde denemeyin. Yaz gelecekseniz günü ikiye bölün: erken sabah ve akşam dışarıda, öğlen içeride. Bunu kabul ederseniz sorun yok.

**Araç kiralamadan Adana'yı gezebilir miyim?**

Şehir merkezi için evet, rahatça. Taşköprü'den Ulu Camii'ye, çarşıdan müzelere her şey yürüyerek ya da kısa taksiyle. Ama Anavarza, Varda, Kozan ve Yumurtalık için araçsız ciddi zaman kaybediyorsunuz. İlçe merkezlerine ulaşım var, son kilometreler sorun. Araç kiralamak istemiyorsanız tam günlük tur alın.

**Karataş'ta deniz nasıl?**

Berrak değil, ve bunu bilerek gidin. Seyhan ve Ceyhan bu kıyıya alüvyon taşıyor, dolayısıyla su bulanık ve kum koyu renkli. Antalya kıyısı arıyorsanız hayal kırıklığı olur. Yerel bir plaj atmosferi, iyi balık ve makul fiyat arıyorsanız iyi vakit geçirirsiniz.

**Karatepe-Aslantaş Adana'da mı?**

Hayır. Karatepe-Aslantaş Açık Hava Müzesi, Osmaniye ilinin Kadirli ilçesinde. Adana rehberlerinde sık sık Adana'da gösteriliyor, çünkü Osmaniye 1996'da il olana kadar bu bölge Adana'ya bağlıydı ve alışkanlık sürdü. Yeri Adana'ya araçla ulaşılabilir mesafede, ama teknik olarak başka bir il. Geç Hitit dönemine ait kabartmaları ve Fenike alfabesi ile Luvi hiyerogliflerinin bir arada bulunduğu iki dilli yazıtı barındırıyor; bu yazıt Luvi hiyerogliflerinin çözülmesinde belirleyici oldu.

**Anavarza'ya gitmeye değer mi?**

Antik dönemle ilginiz varsa kesinlikle. Türkiye'de bu ölçekte, bu kadar az ziyaret edilen bir Roma kenti başka yok; zafer takı, kilometrelerce kolonlu cadde ve üstündeki kale bir arada. Ama düzenlenmiş bir gezi alanı değil: tabela az, gölge yok, tesis yok. Sabah erken gidin, su ve şapka alın, sağlam ayakkabı giyin. Bunlara hazırlıklı değilseniz, ve antik kalıntı sizi heyecanlandırmıyorsa, atlayın.

Planlama Soruları

Adana rehberi ne anlatıyor?

Adana'yı Roma Taşköprüsü, Sabancı Merkez Camii, Adana kebabı, Varda Köprüsü ve Anavarza ile sıcağı hesaba katarak planlayan rehber.

Adana için 4K yürüyüş videosu izleyebilir miyim?

Evet. Sayfa, Adana rotasını gitmeden önce büyük ekranda önizleyebilmeniz için ilgili Travel Walk Tours videolarına bağlanır.

Bu sayfayı gezi planında nasıl kullanmalıyım?

Önce hızlı cevabı okuyun, rota notlarını inceleyin, ardından ilgili şehir sayfası ve yürüyüş videolarıyla sokak dokusu, süre, manzara ve yakın rehberleri karşılaştırın.

Paylaş

WhatsAppXFacebook

Bu içerik faydalı oldu mu?

Reklam
Adana'da Gezilecek Yerler: Taşköprü, Kebap ve Anavarza Rehberi | Travel Walk Tours