Seyahat Blogu

Erzurum'da Gezilecek Yerler: Çifte Minareli, Palandöken ve Cağ Kebabı

Erzurum'u Çifte Minareli Medrese, Yakutiye, Üç Kümbetler, kale ve Palandöken ile 1.900 metrenin soğuğunu saklamadan planlayan rehber.

Erzurum21 dk okuma
Erzurum'u Çifte Minareli Medrese, Yakutiye, Üç Kümbetler, kale ve Palandöken ile 1.900 metrenin soğuğunu saklamadan planlayan rehber.

Haritada gezilecek yerler

18 nokta

Numaralar yazıdaki sıralamayla eşleşir. Pin’e dokunup yol tarifi alabilirsiniz.

--- title: "Erzurum gezi rehberi: Selçuklu taşı, gerçek kış ve şehrin dibindeki kayak dağı" description: "Erzurum için dürüst bir rehber: Çifte Minareli Medrese ve merkezdeki Selçuklu yapıları, kale ve müzeler, 1919 Kongre Binası, Palandöken, Tortum ve Narman günübirlikleri, ne zaman gidilir, cağ kebabı ve kadayıf dolması." city: "Erzurum" lang: "tr" ---

Erzurum: 1.900 metrede bir Selçuklu şehri, aynı zamanda kayak kasabası

Erzurum'u anlamak için önce rakımı kabul etmek gerekiyor. Şehir yaklaşık 1.900 metrede, yüksek bir yayla üzerinde kurulu. Bu Türkiye'nin çoğu şehrinden bambaşka bir irtifa ve her şeyi belirliyor: havayı, mimariyi, yemeği, insanların kışa bakışını. Erzurum Türkiye'nin en soğuk iklimli şehirlerinden biri ve kışları uzun, donun altında geçen aylarla ölçülüyor. Bu bir dipnot değil, şehrin ana karakteri.

Merkeze indiğinizde gördüğünüz şey ise taş. Çifte Minareli Medrese 13. yüzyıldan kalma bir Selçuklu yapısı ve şehrin amblemi. Yanı başında Ulu Camii, birkaç yüz metre ötede Yakutiye Medresesi, biraz aşağıda Üç Kümbetler var. Bunların hepsi yürüme mesafesinde ve hepsi aynı malzemeyle, aynı ciddiyetle yapılmış. Türkiye'nin 13. yüzyıl taş işçiliğini görmek istiyorsanız, bu kadar yoğunlaşmış başka bir merkez az. Sonra aynı şehrin güneyine bakıyorsunuz ve Palandöken duruyor: Türkiye'nin ana kayak dağlarından biri, pistleri neredeyse şehrin içinde başlıyor. Bu ikisinin aynı yerde olması Erzurum'un tuhaf ve iyi tarafı.

Kime uygun? Kayak yapanlara, açıkça. Bir de tarihi taş üzerinden okumaktan hoşlanan, kalabalıktan uzak durmayı seven, soğuğu sorun etmeyen insanlara. Erzurum kolay bir tatil şehri değil; sizi ağırlamak için kendini değiştirmemiş bir yer. En sık yapılan iki hata da bundan çıkıyor. Birincisi soğuğu hafife almak: burada eksi 20 derece anormal değil, normal, ve İstanbul kışına göre hazırlanmış bir montla gelen insan merkezi gezemeden otele dönüyor. İkincisi yazın gelip kayak merkezinde hiçbir şeyin çalışmadığını görmek. Yaz aylarında Palandöken sadece bir dağ. Tesisler kapalı, telesiyej dönmüyor, manzara güzel ama gittiğiniz şey orada değil. Ne aradığınıza karar verip mevsimi ona göre seçmek, Erzurum'da başka her şeyden önemli.

Hızlı cevap

Erzurum, merkezdeki Selçuklu yapıları bir güne, Palandöken bir güne ve Tortum yönü bir güne yayıldığında üç günde doğru düzgün gezilen bir şehir.

  • Rota: merkezdeki medrese ve cami çekirdeği, sonra kale ve müzeler, sonra Palandöken, sonra günübirlikler.
  • Kayak için aralık ile mart arası. Taş ve müze için haziran ile eylül arası.
  • Kışa gerçekten hazırlanın: eksi 20 burada sıra dışı bir gün değil.
  • Tortum, Narman ve manastırlar için araba şart. Toplu taşımayla bu üç yön bir güne sığmıyor.

1. Çifte Minareli Medrese

Erzurum denince akla gelen yapı bu. 13. yüzyıldan kalma bir Selçuklu medresesi ve şehrin amblemi. Adını cephesinin iki yanında yükselen tuğla minarelerden alıyor. İçeri girmeden önce biraz karşısında durun, çünkü asıl mesele taç kapıda: taş, oyulmuş, delinmiş, katman katman işlenmiş, ve bunu yapan insanların elinde matkap yoktu.

İçerisi açık avlulu, iki katlı, revaklarla çevrili. Avlunun dibinde büyük bir kümbet var, medresenin en ağır parçası. Yapının bütününde şunu fark ediyorsunuz: süsleme kapıda ve kümbette toplanmış, gerisi sade. Bu bir tercih. Selçuklu taş işçiliği gösterişi belli noktalara yığar, aradaki yüzeyleri boş bırakır, ve boşluk süslemeyi taşır.

Kışın avlu karla kaplı oluyor ve yapı bambaşka görünüyor: beyaz zemin, gri taş, gökyüzü. Yazın ise oyma detayları gölge yüzünden daha okunaklı. İki mevsimde de gidilir, ikisi de farklı bir bina gösteriyor. Giriş koşulları ve açık olduğu saatler değişebiliyor, gitmeden resmî kaynaktan teyit edin.

2. Erzurum Ulu Camii

Çifte Minareli'nin hemen batısında, aynı meydanı paylaşan cami. Saltuklu dönemine ait ve Çifte Minareli'den daha eski. Dışarıdan bakınca dikkat çekmiyor; alçak, yayvan, neredeyse kapalı bir kütle. Bu yüzden çoğu ziyaretçi fotoğrafını medresenin önünde çekip yanından geçip gidiyor.

İçeri girmek gerekiyor. Cami çok sayıda taş sütunla bölünmüş, uzun ve alçak bir mekân. Işık az, tavan ahşap, sütun sıraları perspektifi kapatıyor. Ortaya çıkan his Çifte Minareli'nin tam tersi: orada her şey cepheye ve gösteriye çalışıyor, burada her şey içeriye ve sessizliğe. İki yapı arasında yüz metre var ve iki ayrı zihniyet.

Bu karşıtlık Erzurum merkezini gezmenin en iyi tarafı. Yapılar birbirine bu kadar yakın olduğu için karşılaştırma kendiliğinden kuruluyor. Ulu Camii'ye on beş dakika ayırın, ama kapıdan girip çıkmayın; ortaya kadar yürüyüp durun ve sütunlara bakın. Cami ibadete açık, ziyaret saatlerini namaz vakitlerine göre ayarlamak gerekiyor.

3. Yakutiye Medresesi

İlhanlı döneminden kalma medrese, merkezde, Cumhuriyet Caddesi üzerinde. Bugün Türk İslam Eserleri ve Etnografya Müzesi olarak kullanılıyor, yani hem binayı hem içindeki koleksiyonu bir arada geziyorsunuz. Tek minaresi ayakta, gövdesi turkuaz çinilerle bantlanmış, uzaktan tanınıyor.

Taç kapı burada da işin merkezi. Çifte Minareli'ninkinden farklı bir dili var: daha geometrik, daha sıkı, daha az akışkan. Yan cephede palmiye ağacı ve hayvan figürlü kabartmalar var, bunlar Anadolu'da alışılmış bir tercih değil ve İlhanlıların doğudan getirdiği görsel dağarcığı gösteriyor. Fark edilmesi biraz dikkat istiyor, cepheyi yavaş yürüyün.

İçerideki etnografya bölümü Erzurum'un gündelik geçmişini anlatıyor: dokuma, mutfak, giyim, oltu taşı işçiliği. Oltu taşını burada görüp sonra çarşıda tezgâhta görmek işe yarıyor, çünkü taşın nasıl işlendiğini önce anlıyorsunuz. Müzenin açık günleri ve giriş koşulları değişebiliyor, resmî kaynaktan teyit edin.

4. Lala Mustafa Paşa Camii

Yakutiye'nin yanı başında, birkaç dakikalık yürüme mesafesinde bir Osmanlı camisi. 16. yüzyıla ait ve Erzurum merkezindeki büyük Osmanlı yapısı denince kastedilen bina genelde bu. Klasik dönemin bilinen kurgusuna sahip: merkezî kubbe, kare plan, avlu.

Buranın değeri kendi başına değil, konumunda. Yakutiye'den çıkıp birkaç yüz metre yürüyerek bu camiye geliyorsunuz ve iki yüzyıl atlıyorsunuz. Selçuklu ve İlhanlı yapılarında taş yoğun, alçak, içine kapanık ve süsleme belirli noktalarda patlıyor. Burada mekân yukarı açılıyor, kubbe altında toplanıyor, ışık yukarıdan geliyor. Aynı malzeme, tamamen başka bir mantık.

Erzurum merkezini sırayla yürümenin anlamı bu: şehir size mimari tarihi kronolojik olarak, yürüyerek gösteriyor. Camiye yarım saatten fazla ayırmaya gerek yok. İbadete açık, ziyaretinizi namaz vakitlerinin dışına planlayın ve içeride sessiz olun.

5. Rüstem Paşa Kervansarayı (Taşhan)

Merkezde, çarşının içinde bir han. Kanuni'nin damadı ve sadrazamı Rüstem Paşa yaptırmış, mimarı Mimar Sinan, yapım tarihi 16. yüzyılın ortası. İki katlı, dikdörtgen avlulu, odaları avluya bakan klasik bir han planı. Ama buraya mimarisi için gelmiyorsunuz.

Taşhan bugün oltu taşı ustalarının atölyesi ve satış yeri. Oltu taşı bu bölgeye özgü, siyah, mat, hafif bir taş. Erzurum'un Oltu ilçesinden çıkıyor ve tespih, yüzük, takı olarak işleniyor. Hanın odalarında ustalar taşı kesip torna edip parlatıyor ve aynı odada satıyor. Yani üretimi görüp ürünü alabildiğiniz, hâlâ çalışan bir yer, dekor değil.

Alışveriş yapmasanız da girin. Odaların arasında yürüyün, tezgâhlara bakın, taşın işlenmemiş hâlini ve bitmiş tespihi yan yana görün. Ustalar genelde konuşmaya açık ve taşın nereden geldiğini anlatıyor. Fiyat konusunda bir şey söylemeyeceğim çünkü taşın kalitesine ve işçiliğine göre çok değişiyor; birkaç odayı gezip karşılaştırmak en iyisi.

6. Üç Kümbetler

Merkezin biraz güneyinde, alçak bir alanda duran üç türbe. En büyüğünün Saltuklu dönemine, diğerlerinin Selçuklu dönemine ait olduğu kabul ediliyor. Sekizgen gövdeli, konik çatılı, taş yapılar. Yükseklikleri mütevazı, süslemeleri sınırlı ve tam da bu yüzden ilginçler.

Bu kümbetlerde gösteriş yok. Çifte Minareli'nin taç kapısındaki o taşkın işçiliğin yanında bunlar neredeyse çıplak. Gövdedeki dar pencereler, çatının basit geometrisi, taşın kendi rengi. Yapıların derdi kalıcı olmak, etkilemek değil. Sekiz yüz yıl sonra hâlâ ayakta durmaları da bu derdi çözdüklerini gösteriyor.

Gezmesi yirmi dakika sürüyor. Çevresi düzenlenmiş, açık alan, etrafından dolanabiliyorsunuz. Erzurum Müzesi'ne çok yakın, ikisini arka arkaya planlayın. Kışın kar kümbetlerin konik çatılarında birikiyor ve yapıların formu daha net okunuyor; bu, karlı havada dışarıda vakit geçirmenin işe yaradığı az sayıdaki durumdan biri.

7. Erzurum Kalesi ve Tepsi Minare

Şehrin ortasında, çevresinden çok yükselmeyen bir kale. Erzurum'un savunma yapısı olarak asıl işi yüzyıllar boyunca sürmüş ama bugün gördüğünüz şey büyük bir kalıntı değil: surların bir kısmı, bir avlu ve içinde duran silindirik bir kule. O kule Tepsi Minare, aslen minare olarak yapılmış, sonra saat kulesine dönüştürülmüş.

Buraya çıkmanın sebebi manzara. Kale merkezin tam ortasında olduğu için yukarıdan şehrin planını görüyorsunuz: düz uzanan yayla, ovanın kenarındaki dağ hattı, güneyde Palandöken. Erzurum'un neden bu kadar açık ve rüzgâra maruz bir yer olduğunu haritadan değil buradan anlıyorsunuz. Etrafta şehri kesen bir tepe yok; ova ve gökyüzü.

Tırmanış kısa. Kışın basamaklar buz tutabiliyor, sağlam ayakkabı işinizi kolaylaştırır ve rüzgâr yukarıda aşağıdan sert. Merkezdeki bütün yapılar buradan görünüyor, bu yüzden kaleyi günün başında yapmak rotanın kalanını planlamayı kolaylaştırıyor. Açık olduğu saatleri resmî kaynaktan teyit edin.

8. Erzurum Müzesi

Şehrin arkeoloji müzesi, Üç Kümbetler'in hemen yanında. Yaklaşık iki bin eserlik bir koleksiyonu var ve tarih öncesinden Selçuklu ve Osmanlı dönemine, oradan Kurtuluş Savaşı'na uzanıyor. Büyük bir müze değil, bir buçuk saat yeter.

Değeri kapsamında. Erzurum ovası binlerce yıldır yerleşim yeri ve bölgenin höyüklerinden çıkan malzeme burada. Merkezde gezdiğiniz medreseler size 13. yüzyılı gösteriyor, müze o 13. yüzyılın öncesinde bu ovada ne olduğunu gösteriyor. İkisini birleştirdiğinizde Erzurum bir Selçuklu şehri olmaktan çıkıp çok daha eski bir yerleşim hattının son katmanı hâline geliyor.

Kurtuluş Savaşı bölümü de var ve Kongre Binası'na gitmeden önce görmek mantıklı, çünkü 1919'a giden koşulları burada topluca okuyorsunuz. Müzenin açık günleri ve giriş koşulları değişebiliyor, resmî kaynaktan teyit edin. Kışın müze günü planlamak ayrıca akıllıca: dışarıda yürünemeyecek bir günde merkez müzeleri günü kurtarıyor.

9. Erzurum Kongre Binası

Erzurum'un Türkiye tarihindeki yeri burada. 1919 Erzurum Kongresi bu binada toplandı, 23 Temmuz ile 7 Ağustos arasında. Bina aslen Sanasaryan Mektebi olarak yapılmış, 1881'de kurulan bir okul. Savaş yıllarında hastane olarak kullanılmış, sonra devlete geçmiş, ve kongre burada yapılmış.

Kongrenin kararları Cumhuriyet'in kurucu anlarından biri: kayıtsız şartsız bağımsızlık, manda ve himaye fikrinin reddi, millî sınırların tanımlanması ve Mustafa Kemal başkanlığında dokuz kişilik bir heyet-i temsiliye. Bugün binanın bir bölümü Kongre ve Millî Mücadele Müzesi olarak düzenlenmiş; kongrenin toplandığı salon ve birkaç oda geziliyor.

Salonun kendisi mütevazı. Beklediğinizden küçük, sade, sıralar ve bir kürsü. Buranın etkisi de tam olarak bundan geliyor: bu ölçekte bir odada alınan kararların sonrasında ne olduğunu bilerek içeri giriyorsunuz. Yarım saat yetiyor ama acele etmeyin. Açık olduğu günleri resmî kaynaktan teyit edin.

10. Erzurum Atatürk Evi

Merkezde, Lalapaşa civarında küçük bir ev müzesi. Mustafa Kemal'in kongre günlerinde Erzurum'da kaldığı ev olarak düzenlenmiş. Kongre Binası'nı gezdiyseniz buranın anlamı artıyor, tek başına gidilecek bir yer değil.

Ev müzeleri genelde birbirine benzer: dönem mobilyaları, fotoğraflar, birkaç kişisel eşya, çalışma odası. Buradaki de öyle. Ama bir şeyi iyi yapıyor: 1919 yazında Erzurum'da olmanın gündelik hâlini gösteriyor. Kongre bir tarih başlığı, bu ev ise o başlığın altındaki haftaları geçiren insanların nerede uyuduğunu, nerede oturup yazdığını gösteriyor. Ölçeği küçültüyor ve olayı yaklaştırıyor.

Ziyaret yirmi dakika sürüyor. Kongre Binası ile arası yürünebilir, ikisini aynı yarım güne koyun. Merkezdeki müzelerle birlikte planlarsanız soğuk bir günün büyük kısmını kapalı alanda geçirmiş olursunuz. Açık olduğu gün ve saatleri gitmeden resmî kaynaktan teyit edin, küçük müzelerin çalışma düzeni değişebiliyor.

11. Aziziye Tabyası

Şehrin doğusunda, Kars yolu üzerinde bir tabya. 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı'nda, yani 93 Harbi'nde, Erzurum'un savunma hattının parçasıydı ve burada ciddi çarpışmalar oldu. Tabyalar şehrin çevresine kuzeyden güneye yayılmış bir dizi olarak kurulmuştu, Aziziye onlardan biri.

Buranın Erzurum için ağırlığı askerî değil, duygusal. Nene Hatun'un adı bu tabyaya bağlı ve mezarı burada. Anlatı şehrin kendini tarif etme biçiminin merkezinde ve Erzurum'da bunun ne kadar canlı olduğunu ancak yerinde görüyorsunuz. Ziyaretçilerin çoğu turist değil, bölgeden gelen insanlar.

Görülecek yapı sınırlı: taş duvarlar, siperler, anıt ve mezar. Mimari beklemeyin. Buraya gelme sebebi şehrin hafızasının hangi olaya asıldığını anlamak. Konum merkeze araçla kısa mesafede, doğuya, Pasinler veya Çobandede yönüne çıkarken yol üstünde. Rüzgâra açık bir tepe, kışın gerçekten soğuk; arabadan inip on beş dakika duracak kadar giyinin.

12. Palandöken Kayak Merkezi

Erzurum'un ikinci yüzü. Palandöken Türkiye'nin ana kayak dağlarından biri ve şehrin güneybatısında, merkezden birkaç kilometre uzakta. Bu mesafe işin can alıcı yeri: çoğu kayak merkezine ulaşmak için bir dağ yolu tırmanmanız gerekir, burada şehirden çıkıp kısa sürede pistin dibindesiniz. Türkiye'de bu kombinasyon nadir.

Dağ ciddi. Tesis alanı yaklaşık 2.200 metreden başlıyor ve zirve 3.000 metrenin üzerine çıkıyor, yani kayılabilir kot farkı büyük. Pistler uzun ve dik tarafları var; Palandöken acemi dağı değil, ama başlangıç seviyesine ayrılmış bölümleri de mevcut. Kar kalitesi rakım ve iklim sayesinde sezon boyunca genelde kuru.

Mevsim önemli. Kayak sezonu kabaca kış aylarını kapsıyor ve yüksek kesimlerde ilkbahara sarkabiliyor, ama bu her yıl değişiyor. Yazın gelirseniz kapalı bir tesis ve otlarla kaplı bir yamaç buluyorsunuz. Hangi mekanik tesislerin çalıştığı, sezonun açılış ve kapanış tarihleri, gece kayağı düzeni yıldan yıla değişiyor: gitmeden önce resmî kaynaktan teyit edin, ikinci elden bilgiye güvenmeyin.

13. Çobandede Köprüsü

Merkezden doğuya, Köprüköy ilçesinde, Aras Nehri üzerinde bir köprü. 13. yüzyılın sonunda İlhanlı veziri Emir Çoban Salduz tarafından yaptırılmış. Aslen yedi gözlüymüş, bugün altısı ayakta; 18. ve 19. yüzyıldaki sellerde hasar görmüş.

Köprüler kolay etkilemez, bu ediyor. Aras'ın üzerinde, geniş ve boş bir ovada, tek başına duruyor. Etrafta neredeyse hiçbir şey yok, bu yüzden köprü kendi ölçeğinde görünüyor: taş kemerler, yükselen orta göz, suya inen ayaklar. Yedi yüz yıl boyunca sel yiyip beş kemeri kaybetmemiş bir yapı ve bunu görmek bir müze vitrininden farklı.

Erzurum'dan araçla doğuya çıkarken yol üstünde. Kars yönüne veya Pasinler'e gidiyorsanız zaten geçiyorsunuz, ayrıca yol yapmanıza gerek yok. Yarım saatlik bir durak. Yanına inip altından bakmak mümkün, üzerinde yürünebilen bölümler var. Ova rüzgârlı; kısa bir durak bile olsa mont açık kalmasın.

14. Narman Peribacaları

Erzurum'un kuzeydoğusunda, Narman ilçesinde, kırmızı peribacaları. Merkeze yaklaşık doksan kilometre, ilçe merkezinin birkaç kilometre güneydoğusunda, Yoldere ile Alacayar arasındaki alanda. Yaklaşık 6.300 hektarlık bir bölge, yani gördüğünüz şey birkaç kaya değil, bütün bir vadi sistemi.

Kapadokya ile karıştırmayın. Oradaki peribacaları volkanik tüften ve açık renkli. Burada kayaç üst Miyosen dönemine ait kumtaşı, konglomera ve silttaşı katmanlarından oluşuyor ve renk demirin oksitlenmesinden geliyor, yani Fe2O3'ten. Sonuç kırmızı, turuncu, yer yer mora dönen bir kaya kütlesi. Şekiller de daha köşeli, daha kanyon gibi. Aynı süreç değil, aynı görüntü de değil.

Işık belirleyici. Öğle güneşi rengi soluklaştırıyor, sabah erken ve akşam üstü ise kırmızıyı doyuruyor. Gidilecek en iyi zaman geç ilkbahardan sonbahara kadar; kışın yol koşulları sorun çıkarabiliyor. Araba gerekiyor ve Narman'a gidip günü orada bitirmek en mantıklısı, çünkü dönüş yolu kısa değil.

15. Tortum Gölü

Erzurum'un kuzeyinde, Uzundere ilçesinde. Bunu net söyleyeyim çünkü sık karışıyor: Tortum Gölü Artvin'de değil, Erzurum sınırları içinde. Uzundere Erzurum'a bağlı bir ilçe ve göl de şelale de bu ilçede.

Gölün hikâyesi jeolojik ve yakın tarihli. 1791'de Kemerlidağ yamacından kopan kalker blokları çayın önünü kapatmış ve elli metre kadar yüksek doğal bir set oluşmuş. Suyun arkasında birikmesiyle göl meydana gelmiş. Yani bu bir heyelan set gölü, iki yüz otuz yaşında, ve setin üzerinden aşan su da şelaleyi yaratmış. Göl ile şelale ayrı iki yer değil, aynı olayın iki parçası.

Manzara olarak göl uzun ve dar, iki yanı dik yamaçlarla çevrili. Yol boyunca ilerlerken suyu sağınızda veya solunuzda takip ediyorsunuz ve renk hava koşuluna göre koyu yeşilden çamurluya kadar değişiyor. Bir gölün etrafında yapılacak çok şey yok, ama şelaleye giderken zaten kıyısından geçiyorsunuz. Yol asfalt ve normal araçla sorunsuz.

16. Tortum Şelalesi

Gölün oluşturduğu setin üzerinden dökülen şelale, Uzundere ilçesinde. Erzurum'un doğa başlığı altındaki en bilinen yeri ve Türkiye'nin yüksek şelalelerinden biri olarak anılıyor. Gölden birkaç kilometre kuzeyde, yol üzerinde.

Bir uyarı gerekiyor. Şelalenin debisi çok değişken. Suyun bir kısmı hidroelektrik santrale yönlendirildiği için akış rejimi mevsime ve santralin çalışma düzenine bağlı. Kar suyunun bol olduğu ilkbaharda ve erken yazda güçlü akıyor. Yazın sonunda ve sonbaharda ince bir şerite düşebiliyor, hatta neredeyse kesilebiliyor. Yani şelaleyi görmek için doğru zamanda gitmek gerekiyor ve doğru zaman kabaca mayıs ile temmuz arası.

Seyir terasları var, aşağı inen merdivenli bir yol da. Aşağıdan bakmak ölçeği daha iyi veriyor ama basamaklar ıslak ve kaygan olabiliyor. Akışın o gün nasıl olduğu ve alanın açık olup olmadığı değişebiliyor; yola çıkmadan resmî kaynaktan teyit etmek uzun bir yolculuğu boşa çıkarmanızı engeller.

17. Öşk Manastırı

Uzundere'ye bağlı Çamlıyamaç köyünde, eski adıyla Öşki, bir manastır kilisesi. 963 ile 973 arasında, Tao hükümdarı III. David Kuropalates döneminde yapılmış. Yani bu bin yaşında bir Gürcü Ortodoks yapısı ve Erzurum sınırları içinde.

Bunu beklemiyorsunuz, mesele de bu. Erzurum'u Selçuklu ve Osmanlı üzerinden okumaya alışmışken kuzeye çıkıp bambaşka bir mimari geleneğin içine giriyorsunuz. Kilise tetrakonk planlı, merkezî kubbeli, ve cephesinde Gürcüce kitabeler, kabartmalar, figürlü taş işçiliği var. Ölçeği büyük: köyün içinde, evlerin arasında, olması gerekenden çok daha iri duruyor.

Yapı bugün terk edilmiş durumda ve harap. Bir dönem cami ve depo olarak kullanılmış. Gürcistan ve Türkiye arasında koruma ve restorasyon çalışmaları gündemde. Gördüğünüz şey bir kalıntı, çatının bir kısmı yok, içeride ot var. Bu onu daha az etkileyici yapmıyor. Köy yolu dar; araba ile gidiliyor ama son bölüm için yavaşlamanız gerekiyor.

18. Hahuli Manastırı

Tortum ilçesine bağlı Bağbaşı köyünde. 10. yüzyılda kurulmuş bir Gürcü manastırının ana kilisesi ve kurucusu yine Tao hükümdarı III. David Kuropalates. Manastır kompleksi aslen bir ana kilise ve on kadar küçük kiliseden oluşuyormuş, çevresi surlarla çevriliymiş.

Öşk'ten farkı ayakta olması. Ana kilise 19. yüzyılda camiye çevrilmiş ve bugün Taş Camii adıyla kullanılıyor. 1877-78 savaşından sonra kısa bir süre yeniden kilise olarak işlev görmüş, sonra tekrar cami olmuş. Yani bin yıllık bir yapı hiç boş kalmamış ve bu yüzden çatısı, duvarları, kubbesi duruyor.

İçeri girmek mümkün ama cami olduğu için ibadet düzenine uymak gerekiyor. Dışarıda cephedeki taş kabartmalara bakın: hayvan figürleri, kartal, aslan, ve Gürcü taş işçiliğinin kendine has motifleri. Bunlar bir camide görmeye alıştığınız şeyler değil ve binanın hikâyesini tek bakışta anlatıyor. Öşk ile aynı güne koyun, aralarında araçla kısa bir mesafe var ve ikisi birbirini tamamlıyor.

Ne zaman gidilir

Erzurum'da mevsim seçimi başka şehirlerdekinden daha keskin, çünkü iki farklı şehir var ve hangisini istediğinize karar vermeniz gerekiyor.

Kayak için aralık ile mart arası. Bu dönemde Palandöken çalışıyor, kar oturmuş oluyor ve şehir kış moduna geçmiş durumda. Karşılığında gerçek bir kış alıyorsunuz. Erzurum Türkiye'nin en soğuk iklimli şehirlerinden biri ve eksi 20 derece burada haber değeri olan bir şey değil, sıradan bir ocak günü. Kayak yapıyorsanız bu bir sorun değil, tam olarak istediğiniz şey: kuru kar, uzun sezon, açık gökyüzü. Kayak yapmıyorsanız aynı hava bir problem, çünkü merkezdeki medreseleri gezmek dışarıda yürümek demek ve dışarısı sizi kısa sürede içeri yolluyor.

Taş, müze ve günübirlikler için haziran ile eylül arası. Yayla yazı kısa ama iyi: gündüzler sıcak, geceler serin, hava kuru. Tortum ve Narman yolları açık, Öşk ve Hahuli'ye giden köy yolları sorunsuz. Şelale için ise daha spesifik olmak gerekiyor: mayıs ile temmuz arası su güçlü, sonrası zayıf.

İlkbahar ve sonbahar ikisi arasında kalıyor. Nisan ve mayısta yüksek kesimlerde hâlâ kar olabiliyor ama merkez gezilebilir hâle geliyor. Kasım ile aralık başı arası en zayıf dönem: kayak için erken, gezmek için soğuk.

Kışın gelecekseniz gerçek bir kış montu, termal katman, su geçirmez ve tabanı tutan bot, eldiven ve şapka getirin. İstanbul kışına göre hazırlanmış bir gardırop burada işe yaramıyor. Rakım yüzünden güneş de aldatıcı: güneşli bir gün soğuk olmadığı anlamına gelmiyor.

Nasıl gidilir

Uçak en pratik yolu. Erzurum'un havalimanı var ve şehir merkezine yakın, İstanbul ve Ankara'dan tarifeli seferler yapılıyor. Kış aylarında sefer sayısı kayak sezonu nedeniyle artabiliyor. Yoğun kar veya sis nedeniyle iptal ve gecikme olabiliyor, bu bölgede beklenmedik bir durum değil; bağlantılı planlarınızı buna göre kurun ve güncel sefer bilgisini resmî kaynaktan teyit edin.

Tren Erzurum'un romantik seçeneği. Doğu Ekspresi Ankara ile Kars arasında sefer yapıyor ve Erzurum bu hattın üzerinde. Yani Erzurum'a trenle gitmek ya da Erzurum'dan trene binip Kars'a devam etmek mümkün. Yolculuk uzun; hızlı bir ulaşım aracı değil, gezinin kendisi. Kışın pencereden gördüğünüz manzara hattın bütün ününü açıklıyor. Bilet bulmak özellikle kış aylarında zor olabiliyor ve sefer düzeni değişiyor, güncel durumu resmî kaynaktan kontrol edin.

Otobüs var ve şehirlerarası hatlar Erzurum'a çalışıyor, ama mesafeler büyük. Ankara'dan otobüsle gelmek uzun bir iş ve kışta yol koşulları eklenince daha da uzuyor.

Şehir içinde merkez yürünüyor. Çifte Minareli, Ulu Camii, Yakutiye, Lala Mustafa Paşa, Taşhan, kale, Üç Kümbetler ve müze hepsi birbirine yakın; bir güne yaya olarak sığıyor. Kongre Binası ve Atatürk Evi de yürüme mesafesinde sayılır. Palandöken'e taksi veya otel servisleri ile gidiliyor.

Günübirlikler için araba gerekiyor. Tortum, Narman, Öşk, Hahuli ve Çobandede ayrı yönlerde ve toplu taşımayla makul sürede yapılamıyor. Kışın araba kiralayacaksanız kış lastiği konusunu peşinen netleştirin ve dağ yollarında kar kapanması olabileceğini hesaba katın.

Ne yenir

Cağ kebabı Erzurum'un imzası ve bölgeye özgü. Farkı pişirme biçiminde: et dikey değil yatay şişte, odun ateşinin karşısında döner. Kuzu eti soğanla ve baharatla terbiye edilip şişe geçiriliyor, saatlerce bekletiliyor, sonra yatay olarak ateşin önünde çevriliyor. Dış yüzey piştikçe usta kesiyor ve kestiği eti küçük şişlere diziyor. Size gelen şey o küçük şiş oluyor, tabakta değil, elinizde.

Yeme biçimi de belirli. İnce lavaş ile sarıp yiyorsunuz, yanında soğan, domates ve yeşillik geliyor. Porsiyon şiş sayısıyla ölçülüyor. Etin sunumu sıcak olması gereken bir şey; oturur oturmaz gelmiyor, kesildikçe geliyor. Acele etmeyin.

Kadayıf dolması tatlı tarafı. Ceviz içi kadayıf teliyle sarılıp kızartılıyor ve şerbete atılıyor. Anlatınca standart bir şerbetli tatlı gibi duruyor ama dokusu farklı: dışı çıtır, içi cevizli ve şerbetle ağırlaşmamış. Erzurum dışında sık bulunmuyor ve buraya gelmişken denemeye değer.

Bunların yanında bölgenin genel mutfağı var: et ağırlıklı, sade, yayla koşullarına göre kurulmuş. Kışın sıcak çorba her yerde ve gerçekten işe yarıyor. Oltu taşı gibi cağ kebabı da Erzurum'un kendi adıyla anılan iki şeyinden biri; ikisi de bölgeden çıkıyor ve ikisi de hâlâ burada üretiliyor.

Restoran ismi vermiyorum. Cağ kebabı merkezde birçok yerde yapılıyor ve kalite yerden yere değişiyor. Ocağın önünde etin dönüyor olması ve etin kesildikçe servis edilmesi bakılacak iki şey; hazır kesilip bekletilmiş et istediğiniz şey değil.

Palandöken için notlar

Palandöken'i ayrı bir başlık yapmak gerekiyor çünkü Erzurum'a gelenlerin bir kısmı sadece bunun için geliyor ve bir kısmı da bunu tamamen kaçırıyor.

Merkeze yakınlığı gerçekten sıra dışı. Türkiye'de kayak merkezleri genelde en yakın şehirden uzaktır, arada bir dağ yolu vardır ve konaklama pistin dibindeki tesislerle sınırlıdır. Palandöken böyle değil. Pistler Erzurum şehir merkezinin güneybatısında, birkaç kilometre ötede başlıyor. Yani şehirde kalıp dağa gidip akşam şehre dönebiliyorsunuz. Bu şu anlama geliyor: konaklama seçenekleriniz kayak merkezindeki tesislerle sınırlı değil, ve kaymayan bir arkadaşınız veya aile ferdiniz varsa gün boyu yapacak bir şeyi var. Çoğu kayak merkezinde bu mümkün değil.

Dağın kendisi ciddi. Kayılabilir kot farkı büyük, pistler uzun, dik bölümler var. Kar kalitesi rakım ve iklim sayesinde genelde kuru; bu, Türkiye'nin daha alçak ve daha ılıman kayak merkezlerine göre belirgin bir avantaj. Sezon uzun ve yüksek kesimlerde ilkbahara sarkabiliyor.

Sezon konusunda dikkatli olun. Kayak sezonu kabaca kış aylarını kapsıyor ama açılış ve kapanış tarihleri her yıl kara göre değişiyor. Kasım başında gelip pistlerin kapalı olduğunu görebilirsiniz, nisanda gelip yüksek kesimlerin hâlâ açık olduğunu da. Bu tahmin edilecek bir şey değil, sorulacak bir şey.

Şunları resmî kaynaktan teyit edin, başka hiçbir yerden değil: hangi mekanik tesislerin çalıştığı, sezonun o yılki açılış ve kapanış tarihleri, skipass düzeni ve fiyatları, ekipman kiralama koşulları, gece kayağı yapılıp yapılmadığı ve saatleri, kayak okulu ve eğitmen durumu. Bunların hepsi yıldan yıla ve hatta hafta hafta değişiyor. İnternette bulacağınız üçüncü el bilgilerin çoğu eski.

Kaymıyorsanız yazın Palandöken'e gitmenin çok anlamı yok. Yaz aylarında tesisler kapalı oluyor ve yamaç sadece bir yamaç. Manzara için çıkılabilir ama bir kayak merkezine gidip kayak merkezi bulamamak, bu şehirde yapılan en yaygın hatalardan biri.

Sık sorulan sorular

**Erzurum kaç günde gezilir?**

Merkez bir tam gün. Çifte Minareli, Ulu Camii, Yakutiye, Lala Mustafa Paşa, Taşhan, kale, Üç Kümbetler ve müze hepsi yürüme mesafesinde. Kongre Binası ve Atatürk Evi ile birlikte bu bir güne sığıyor, sıkışık ama olur. Kayak yapacaksanız Palandöken için istediğiniz kadar gün ekleyin. Günübirlikler için bir gün Tortum ve manastırlar yönüne, bir gün Narman yönüne gerekiyor. Yani makul bir plan üç gün, kayak eklerseniz beş.

**Kışın gitmek mantıklı mı?**

Kayıyorsanız evet, kışın gitmek zaten tek mantıklı seçenek. Kaymıyorsanız durum daha karışık. Karlı bir Erzurum merkezi görsel olarak etkileyici ve müzeler açık, ama eksi 20 derecede dışarıda geçirebileceğiniz süre sınırlı. Kışın merkez gezmeyi planlıyorsanız günü kısa dış turlar ve uzun müze duraklarıyla kurun. Yeterince kalın giyinmeden bunu deneyen çoğu insan planının yarısını yapamadan vazgeçiyor.

**Tortum Şelalesi Erzurum'da mı Artvin'de mi?**

Erzurum'da. Hem Tortum Şelalesi hem Tortum Gölü, Erzurum'un Uzundere ilçesi sınırları içinde. Karışıklık coğrafi: bölge Artvin'e giden yol üzerinde ve Artvin'e Erzurum merkezden daha yakın hissettiriyor. Ama idari olarak Erzurum. Şelalenin suyunun ne zaman güçlü aktığı ayrı bir mesele; mayıs ile temmuz arası en iyisi, yaz sonunda debi çok düşebiliyor.

**Palandöken'e ne zaman gidilir ve tesisler ne zaman açık?**

Kayak sezonu kabaca kış aylarını kapsıyor ve yüksek kesimlerde ilkbahara sarkabiliyor, ama tarihler her yıl kara göre değişiyor. Kesin açılış ve kapanış, çalışan mekanik tesisler, skipass ve kiralama koşulları için resmî kaynaktan teyit edin. Yazın tesisler kapalı; sadece manzara için gidilebilir.

**Cağ kebabı nedir, dönerden farkı ne?**

İkisi de şişte pişen çevrilen et ama cağ kebabı yatay şişte döner, döner dikeyde. Cağ kebabında kuzu eti soğan ve baharatla terbiye edilip bekletiliyor, sonra odun ateşinin karşısında yatay olarak çevriliyor. Piştikçe kesiliyor ve küçük şişlere diziliyor; size tabakta değil, şişte geliyor. Lavaşa sarıp yiyorsunuz. Cağ kebabı bu bölgeden çıkma ve Erzurum'da yapılış hâli başka yerlerdekinden farklı.

**Araba kiralamak şart mı?**

Merkez için hayır, merkez tamamen yürünüyor. Palandöken için de şart değil, taksi ve otel servisleri var. Ama Tortum, Narman, Öşk, Hahuli ve Çobandede için evet. Bunlar ayrı yönlerde, mesafeler uzun ve toplu taşımayla makul sürede yapılamıyor. Kışın araba kiralayacaksanız kış lastiği durumunu ve dağ yollarının kapanma ihtimalini önceden netleştirin.

**Oltu taşı nedir ve nereden alınır?**

Erzurum'un Oltu ilçesinden çıkan siyah, mat ve hafif bir taş. Tespih, yüzük ve takı olarak işleniyor. Merkezdeki Rüstem Paşa Kervansarayı, yani Taşhan, ustaların hem işlediği hem sattığı yer. Üretimi görüp ürünü almak mümkün. Fiyat taşın kalitesine ve işçiliğine göre çok değişiyor; birkaç tezgâhı karşılaştırmadan almayın.

Planlama Soruları

Erzurum rehberi ne anlatıyor?

Erzurum'u Çifte Minareli Medrese, Yakutiye, Üç Kümbetler, kale ve Palandöken ile 1.900 metrenin soğuğunu saklamadan planlayan rehber.

Erzurum için 4K yürüyüş videosu izleyebilir miyim?

Evet. Sayfa, Erzurum rotasını gitmeden önce büyük ekranda önizleyebilmeniz için ilgili Travel Walk Tours videolarına bağlanır.

Bu sayfayı gezi planında nasıl kullanmalıyım?

Önce hızlı cevabı okuyun, rota notlarını inceleyin, ardından ilgili şehir sayfası ve yürüyüş videolarıyla sokak dokusu, süre, manzara ve yakın rehberleri karşılaştırın.

Paylaş

WhatsAppXFacebook

Bu içerik faydalı oldu mu?

Reklam
Erzurum'da Gezilecek Yerler: Çifte Minareli, Palandöken ve Cağ Kebabı | Travel Walk Tours